Van Hakkari Kilimleri


Kilimcilik, Van’da değerini kaybetmeden sürdürülen el sanatlarından biridir. Yörede yaşayan halk, özellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında koyunlardan kırktıkları yünleri, suyla iyice yıkayarak, üzerlerindeki pislikler arındırmakta ve bunları daha sonra kurutmak üzere güneşe sermektedir.

Yünler; yıkama ve kurutma işlemlerinin ardından, yün tarağı adı verilen aletle tarayarak düzleştirilmekte ve teşide ip haline getirilmektedir. İp haline getirilen yünler çıkrık yardımıyla yumağa dönüştürülmekte ve dokuma üretiminde kullanılmaktadır.

Dokuma üretiminde yörede hepik olarak adlandırılan kirkit ve tezgâh gibi geleneksel aletler kullanılmaktadır. Van ve çevresinde yapılan kilimlerde çözgü ve atkı ipi olarak orta kalınlıkta bükülmüş ipler kullanılm aktadır. Böylece kilimlere sağlamlık kazandırılmaktadır. Bunun yanı sıra son zamanlarda fabrika iplerinin de kilim üretiminde kullanıldığı görülmektedir.

Yarım asır öncesine kadar yer tezgâhlarında, büyük ebatlarda, çift kanat (şak) şeklinde meydana getirilen Van kilimleri, simetrik bir görünüme sahip olamamaktaydı. Çünkü bu parçalar geniş olmayan yer tezgâhlarında ya da ıstar adı verilen dikey tezgâhlarda tek kanat şeklinde dokunduktan sonra, ortadan dikilerek birleştirilmekteydi ve bu da simetrinin elde edilmesini zorlaştırmaktaydı.

Günümüzde yapılan kilimler, dikey tezgâhlarda ve daha küçük ebatlarda, tek parça olarak meydana getirilmekte ve bunlar ilikli dokuma tekniğinden yararlanılarak yapılmaktadır. “Standart olmamakla birlikte yöre kilimlerinde 10 cm2 de 40 çözgü ipi, 230 motif atkısı bulunmakta, ilik boyları oldukça kısa tutulmaktadır. Yöre dokumaları yatay, dikey, merkezi ya da diagonal kompozisyonlara sahip şekilde tasarlanmaktadır ve bu kilimlere genel bir simetri hâkimdir.

Van kilimlerinde kullanılan motifler oldukça geniş ve büyük şekilde tasarlanmakta, böylece dokuma yüzeyinde boşluk bırakılmamaktadır. Bu da Van kilimlerinde göze çarpan önemli bir özellik olarak karşımıza çıkmaktadır. Kilimlerde genellikle tek bordüre yer verildiği görülmektedir. Ancak bazı kilimlerde birden fazla bordür de kullanılmaktadır. Bordürlerde kilim zemininde kullanılan motiflerden farklı örgelerin yer aldığı görülse de bunlar kilimin bütünlüğünü bozmamaktadır.

Van kilimlerinde göze çarpan bir başka özellik ise motifleri genel olarak stilize edilmiş geometrik şekillerin oluşturmasıdır. Her motif ayrı ayrı kareler içerisine alınmakta ve kareler içine işlenen ana motifin içi de ikinci bir motifle dolgulanmaktadır.

Van’da dokunan kilimlerin önemli özelliklerinden biri de, kadınların duygularını yansıtmak için motifleri araç olarak kullanmalarıdır.
Kilimlerde genel olarak kırmızı, siyah, kahverengi, lacivert ve kirli Van beyazı olarak bilinen renkler görülmektedir. Bu renklerin tercih edilme sebebi ise kış mevsiminin uzun olması ve bu süre içersinde oluşabilecek kirlenmeyi saklayabilmektir.

Van ve çevresinde dokunan kilimler onu dokuyan aşirete ya da kullanılan ana motife göre adlandırılmaktadır. Belli bir aşiretin adını alan kilimler bir başka aşiret tarafından dokunsa bile ilk dokuyan aşiretin adı ile anılmaya devam edilmektedir. Bunlar Canbezar, Gülhazar, Lüleper, Gülsarya, Şehvani, Gülgever.
HAKKARİ-VAN KİLİMLERİNDE KULLANILAN DESENLER

 


Canbezar Kilimi: Köken olarak Hakkâri yöresine dayansa da Van ve çevresinde de dokunmaktadır. Canbezar  “candan bezdiren kilim”, “yapılması güç olan kilim” anlamına gelmektedir.  Canbezar kilimlerin de malzeme olarak yün ip kullanılmaktadır. İplerin boyanmasında doğal boyalardan yararlanılmaktadır.

Gülhazar Kilimi: Bin gül anlamına gelen Gülhazar kilimlerinde, el eğirmesi yün ip kullanılmakta, renkler bitkisel boyalardan elde edilmektedir. Genel olarak siyah, kırmızı, mavi, beyaz renklerin kullanıldığı bu kilimler, ilikli teknikte dokunmaktadır.

Lüleper Kilimi: Lüleper, perleri (kanatları) lüle olan çiçek anlamındadır..Bu çiçek doğu anadoluda yalnız Hakkari yöresinde Yüksekova’daki Gever Ovası’nda bulunan, nilüfere benzeyen bir çiçeğin ismidir. Taban döşemesi ve divan kilimi olarak kullanılmak amacıyla yapılan bu kilimler, ilikli teknikte dokunmaktadır. El eğirmesi yün ip kullanılarak yapılan kilimlerde ipler doğal boyalarla boyanmaktadır. Lüleper kilimlerinde kırmızı, siyah, beyaz, yeşil, lacivert gibi renkler kullanılmaktadır.

Gülsarya Kilimi: “Sarya” adlı bir kadın tarafından dokunduğu için Gülsarya olarak adlandırıldığı söylenmektedir. Son zamanlarda Elibelinde diye biliniyorsada “gelin kız” adı da verilen motiflerle diagonal şekilde dokunmaktadır. Aynı motiflerle işlenmiş olan kilimler böylece “Gülsarya” ismiyle bugüne kadar gelebilmiştir.

Şehvani Kilimi: Şehvan isimli bir ağa bir motif görür ve çok beğenir, bundan dolayı bu ağanın beğenmiş olduğu bu motifle meydana getirilmiş kilimlere Şehvani denmiştir. Yörede şehvani kilimleri “lapik” ya da “tiyari” olarak da adlandırılmaktadır.

Gülgever Kilimi: Gever, dört etrafı karlı ve yüksek dağlarla çevrili, orta yerinde de Yüksekova  ilçesinin bulunduğu bol çiçekli ovanın ismidir. Bu kilimde kullanılan çiçekler her renkten ve çok olduğu için bu adı almıştır. Yani “Gever’in geniş gülü” anlamındadır. Bu isimle anılan kilimlerin farklı kompozisyona sahip örnekleri mevcuttur. Bu kilimler yoğun olarak Hakkâri’nin Yüksekova ilçesi ve köylerindeki kadınlar tarafından dokunduğu bilinmektedir.

KULLANILAN MOTİFLER

Koç Boynuzu Motifi

Antikçağ insanları için boğa, cüssesi ve vahşiliği ile güçlülüğün, etkileyici çiftleşmesiyle doğurganlığın, sabana karşı koşulması ve çiftçilere yardım etmesiyle bereketin sembolü olmuştur. Devamlı tehdit altında olduğunu düşünen insanoğlu, bu tehditlerden korunmak için, bu büyük hayvanın koruyucu bir tılsım olarak taşınmasının ya da işlenmesinin zor olmasından dolayı, boğanın boynuzlarını koruyucu amaçlı kullanmış, bunu evinin kapısının üstüne asmış, muska olarak üstünde taşımıştır.

İnsan Motifi: Çalışmanın ve yaratıcı aklı, ticareti yöneten, düşünen ve üreteni simgelemek amacıyla kullanılan insan motifi, çağlar boyu simgesel anlatım yoluyla günümüze dek gelen bir sembol olmuştur. Anadolu dokumalarında sık sık rastladığımız insan figürleri daha çok erkek ve kız çocuk olarak betimlenmiştir. Doğu Anadolu dokumalarında insan motifi daha çok çocukla ilgili olup, dokuyan kişinin, erkek çocuk beklentisini veya gurbetteki sevgiliyi anlatmakta ya da belli bir kişiyi hatırlamak ve yâd etmek amacıyla kullanılmaktadır.

Bereket Motifi

Bereket ve uğur sembollerinin kullanılmasının amacı; sonsuz mutluluk dileğini ifade etmektir ve bu isteği dile getirmek için koç, boğa, geyik, yılan (bazı türleri), koyun gibi hayvanlar kullanılır. Bitkilerden de ilaç yapımına elverişli olanlar bereketli ve uğurlu sayılarak dokumalara aktarılır. Bu nitelikteki bitkilerin özünde bir gücün saklı olduğuna inanılır ve bu güç uğur kavramıyla özdeşleştirilir. Uğur ve bereket simgesi olarak kullanılan üçüncü kategori unsurlar ise cansız doğa varlıklarıdır (kayalar, sular, dağlar… vs).

Anadolu dokumalarında genellikle koçboynuzu ve elibelinde motifleri ile bir arada yorumlanmakta olan bu motif; evlilik, çiftleşme, üreme gibi kadın – erkek ilişkilerine dair anlamlar içermekte, doğanın yeniden canlanmasını simgelemektedir, bu nedenle de her dönemde Anadolu zanaatçısının vazgeçemediği bir sembol olmuştur.

Yıldız Motifi

Yıldız motifinin en basit formunu iç içe geçmiş iki üçgen oluşturmaktadır. Bu form kare ve haç motifi ile birlikte anlamsal bir bütünlük oluşturarak, evreni simgeler; yani dört dünya ve dört gök bölgesinin simgesel anlatımıdır. Ayrıca beş köşeli yıldız, bir açıdan yedi sayısının sembolizmini paylaşır, bir açıdan da küresel müziğin evrensel uyumunu, gökkuşağının renklerini, gezegenlerle ilgili yedi alanı ve bireysel bütünlüğü sembolize eder. Altı köşeli yıldızlar ise zıtlıkları, evliliği ve evrenin yalnızlığını ve karmaşıklığını ifade edecek şekilde dokumalarda ye alır. Altı köşeli yıldızların (Mühr-ü Süleyman) uğuru simgelemesi amacıyla kullanıldığı bilinmektedir. Bu anlamların yanı sıra mutluluk, sevgi ve muhabbeti ifade etmek için de yıldız motifi kullanılmaktadır.

Kurt Ağzı (Kurt İzi, Canavar Ayağı) Motifi

İlk insanlar vahşi hayvanlar, şimşekler, fırtınalar, depremler gibi doğal afetlerden korkmuşlar ve bunlardan korunmak amacıyla kurt dişi, yılan kemiği, akrep kuyruğu gibi hayvan parçalarını üstlerinde taşımışlar, dokumalarda da bu mantığın uzantısı olarak vahşi hayvanların stilize edilmiş motiflerinden yararlanmışlardır. İyimserliğin ve korunmanın simgesi olan bu motif, kurdun karanlıkta görebilme yeteneğine sahip olmasından dolayı ışığı ve güneşi de sembolize etmektedir. Yiğitlik, doğru sözlülük, güvenlik, bereket, kahramanlık, güç ve erkeklik sembolü olarak da dokumalarda yer almaktadır.

Yılan Motifi: Anlaşılmaz, gizemli ve sıra dışı sürüngen bir hayvan olan yılan; hayatın kendisini sembolize eder. Yılan doğa oluşumunun başındaki, en eski tanrı olarak bilinir ve doğa güçlerine sahip olduğuna inanılır. Onun hayatı yarattığı ve devam ettirdiği düşünülür. İnsanın ruhunu temsil eder, libidonun sembolüdür. Yılan motifi dokumalarda; kuvveti, ölümsüzlüğü ve dünyanın yaratılışını sembolize eden önemli bir motif olarak görülür ve yaşamı koruyan motifler arasında yer alır.

 

 

 

Akrep Motifi

Anadolu dokumalarındaki akrep motifi dışarıdan gelebilecek kötülüklere karşı korunma amacıyla kullanılan motiflerden biridir ve sembolik olarak şeytanın ruhunu temsil eder. Düşman saldırılarına karşı koruyucu olduğuna da inanılır.

El, Parmak ve Tarak Motifleri

Beynimizden gelen yönlendirmeleri uygulayan el, kuvvet ve faydanın sembolüdür ve tarih öncesi dönemlerde insanların ellerini boyaya batırıp duvara basmasıyla veya elin ayasını duvara dayayıp etrafını boyayarak oluşturduğu el, kötülüklerden korunma, elde etme gibi büyüsel bir motif olarak karşımıza çıkarken, İslamiyet’te özellikle dokumalarda mihrabın iki tarafında Tanrı’ya açılan eller, Tanrı’ya yakarış, Allah ve dört melek, Hz. Muhammed, Ali, Fatma, Hasan ve Hüseyin’den oluşan kutsal beşli, Peygamber ve ailesi, Hz. Muhammed ve dört halife, beş vakit namaz ve İslam’ın beş şartı gibi sembolik anlamlar taşıyarak kullanılmaktadır. Bunların yanı sıra, el, pençe olarak da adlandırılmakta ve kuvvet, ezici güç, saldırma, ani şiddetli atılışı ifade etmektedir. Parmakları simgeleyen beş sayısının kötü göze karşı koruyucu niteliği olan bir rakam olmasından dolayı, el motifi yaşamı koruyan motifler kategorisinde incelenmektedir.

Muska Motifi

Muska ve nazarlık motifleri, belli özelliklere sahip kimselerde bulunduğuna inanılan özellikle savunmasız veya göz alıcı insanlara, evcil hayvanlara, eve, mala, mülke hatta cansız nesnelere zarar veren, bakışlardan fırlayan çarpıcı ve öldürücü bir kuvvet olarak tanımlanan nazara karşı korunma amacıyla kullanılan motiflerdendir. Bu nedenle rengi ve biçimi gözü andıran her nesne, ya olduğu gibi ya da bazı ek öğelerle birlikte nazarı uzaklaştırıcı motif olarak dokumalarda yer almıştır. Genel olarak geometrik bir form olan eşkenar üçgenle sembolize edilmektedir.

İm (Damga) Motifi: Aile, oba, boy, devlet gibi kavramları çeşitli kavramları ifade etmek için Türkler belirli figürleri damga = im olarak kullanmışlar, bu şekilde kişi veya topluluğun var oluşunu simgeleştirmişlerdir. Bu, hem soy ve ailenin adının sürdürülmesini hem de üretilen her türlü eşyanın hangi toplumun kültürüne ait olduğunun nesilden nesile aktarılmasını sağlaması açısından önemli bir uygulama olmuştur. İm (damga) motifi, hayat ağacı motifi gibi ölümsüzlük ve neslin sürdürülmesiyle ilgili motifler kapsamındadır.

Kuş Motifi

Birbirinden farklı anlamlar taşımasından dolayı, dokuma sanatında kuş motifinin önemli bir yeri vardır. Kuş bazen mutluluk, sevinç, sevgi bazen de ölen kişinin ruhunu yansıtmaktadır. Kuş, özlemi ve haber beklentisini anlatmaktadır. Kuvvet ve kudreti simgelediği gibi ölümü de simgelemektedir. Kuş motifi, Anadolu’da bazen kartal, bazen Zümrüd-ü Anka, bazen tavus kuşu, bazen de horoz şeklinde dokuma ürünlerinde kullanılmıştır.

Su Yolu (Meander) Motifi
Bu motif, ismini Ege Denizi’ne dökülen Menderes (Meanderos=meander) Nehri’nden almıştır. Yeniden doğuşun, bedensel ve ruhsal temizliğin, yaşamın akışkanlığının ve sürekliliğin, bereket, soyluluk, bilgelik, saflık ve erdemin sembolü olan suyolu (meander) motifi, zigzag şeklinde dokumalara yansımış ve tüm Anadolu dokumalarında sıklıkla kullanılan bir motif olmuştur.

 

 

 

Pıtrak Motifi

Pıtrak tarlalarda bulunan, dikenleriyle insanların ve hayvanların tüylerine yapışan bir bitkidir. Anadolu El Sanatları’nda kullanılan pıtrak motifi, bu bitkinin stilizasyonudur. Pıtrağın üzerindeki dikenlerin kötü gözü uzaklaştırdığına inanan Anadolu insanı, onu nazarlık motifi olarak kullanmıştır. “Pıtrak gibi” deyimi ağaçlardaki meyve bolluğunu ifade etmektedir ve pıtrak motifi bu bağlamda, bereketli olmaları için un çuvallarında, tandır örtülerinde, ekmek üstüne kapanan cicim dokumalarında sıkça kullanılmıştır.

Göz Motifi

Kötü niyetli bir bakışın gözle uzaklaştırılabileceği düşüncesinden hareketle el motifinden sonra nazara karşı en fazla kullanılan motif gözdür ve bu motif Anadolu’da meydana getirilen dokumalarda karşımıza çıkmakta, göz, kemgöz, kötü göz olarak adlandırılmaktadır. İnsanları dışarıdan gelecek kötü niyetli bakışlardan korunmak amacıyla kullanılan motif, geometrik üçgen, kare, eşkenar dörtgen, haç ve yıldız şeklinde, günlük yaşamda kullanılan dokumalarda karşımıza çıkmaktadır.

Çengel Motifi

Çengel motifi, Anadolu dokumalarında özellikle kilim ve halıda çok sık kullanılan bir motiftir. Kötü gözün etkisini yok etmek amacıyla kullanıldığı gibi, dişil ve eril kavramlar arasında bir köprü anlamında kullanılagelmiştir. Kadın-erkek, dağ-vadi, deniz-dalga, rüzgâr-su gibi zıt ve değişik kavramları, düzlemleri hatta odakları birleştiren hareketleri sembolize etmektedir. “S” harfi şeklindeki motif kilim, cicim ve halı dokumalarında dikey veya yatay konumda geometrik olarak stilize edilmek suretiyle kullanılmıştır. Nazardan korunmak amacıyla, sıklıkla, kilimlerin zemin motiflerinin arasına yerleştirilir. Anadolu’da “çakmak, eğri alabalık, küçük karabalık” gibi çeşitli isimler alır.

 

Hayat Ağacı

Hayat ağacı sürekli gelişen, cennete yükselen hayatın dikey sembolizmini oluşturmakta, sürekli değişim ve gelişim içinde yaşayan evreni anlatmaktadır. Toprağın altında kalan kökleriyle yer altını, alt dalları ve gövdesiyle yeryüzünü, ışığa yükselen üst dallarıyla cenneti ifade etmektedir. Yeryüzü ve cennet arasındaki iletişim hayat ağacı motifiyle kurulmaktadır. Anadolu motiflerinde hayat ağacı “can ağacı” olarak da nitelendirilir ve ölümsüzlüğün sembolü olarak kullanılır. Özellikle selvi ağacı ölümsüzlüğü simgelemekte bunun yanı sıra ruhun göğe yükselişini, “tanrıya ulaşma arzusunu yani ölmeden önce ölümün sırrına ermeyi” de simgelemektedir.

Çiçek Motifi: Tabiatta gördükleri her şeyden etkilenen insanoğlu, çiçeğe ayrı bir önem vermiş, toplumsal ilişkileri anlatmada çiçeği bir araç olarak kullanmış, meydana getirmiş olduğu dokumalarda, kalemişlerinde, kitap süslemelerinde, madeni eserlerde çiçek motifine yer vermiş, kullanmış olduğu her bir çiçeğe farklı anlamlar yüklemiştir. Örneğin; portakal çiçeği ümidi, kadife çiçeği ümitsizliği, horozibiği değişmezliği, lale sadakatsizliği, selam çiçeği âşıkların sevgililerine karşı hislerini anlatmakta, narçiçeği ise meyvesinin cennet yemişi olmasından dolayı kutsal sayılmakta ve dokumalara işlenmektedir.

Keçi İzi Motifi: Eskiçağ’da keçi motifi çevikliği simgelemek amacıyla kullanılan motiflerden biridir. Avcılığı, üretkenliği ve yiğitliği simgelediği gibi, kısırlığa karşı ve cinsel iktidarı arttırmak amacıyla da kullanılır.

Şimkubik Motifi: İçiçe iki altıgen içine yerleştirilen çengel motifinden oluşan şimkubik Gelin topuğu, güzel topuk anlamların gelmektedir.

HAKKARİ-VAN KİLİM BOYAMACILIĞINDA KULLANILAN BİTKİLER

Hakkari-Van yöresinde boyama için kullanılan bitkiler, Anadolu’da kullanılan bitkilerden çok farklı değildir. Tek fark, bölgenin coğrafyasına özgü daha değişik bitkilerin de kullanılmasıdır.

Köy usulu boyamalarda, sabitleştirici ve parlatıcı olarak genellikle yörede yetişen ekşi elma, ekşi erik, yabani kızılcık (helhelok) gibi meyvelerin yaşı veya kurusu kullanılır. Bunlar boyama sırasında, boyanacak yünlerle birlikte kazanda kaynatılır. Doğal mordan bitkilerinin yanı sıra limon tuzu ve şap da kullanılmaktadır.

Yaşlı ve usta kadınlar yabani melengiç (kezwan) ağacının külünü suda kaynatıp beklettikten sonra kazanda dinlendirip, kalan suyu kullanmak yoluyla sabitleştirme ve lifleri parlatma işlemini yaparlar. Hindistan’dan gelen mavi ve lacivert renklerin elde edilmesi için kullanılan indigo (heş) boyasını çözümleyebilmek içini idrar kullandıkları ve nedense kız çocuklarının idrarını tercih ettikleri doğrudur.

Kilimin dokumasi bittikten sonra yıkama sırasında beyazın daha beyaz görünmesi için taze inek tersinin kullanıldığı görülmüştür.

Bitki boyalarında üç ana rengin varlığı çok önemlidir. Bunlar mavi, kırmızı ve sarıdır. Yeşil, mor, turuncu, bej, siyah ve gri renkler, bu ana renklerin karışımından elde edilebileceği gibi tek bir bitkiden de elde edilebilir. Hakkari-Van yöresinde kullanılan bitkilere baktığımızda coğrafi koşullarla bir uyum söz konusudur.

Tevri bitkisi: Bu bitki yaylalara yakın yerlerde yetişir. Şekil olarak bodur ve ağacımsı bir görüntü sergiler, bazı bölgelerde romatizmalı yaşlılara tevri bitkisi banyosu yaptırılır. Bitkinin kuru ve yaşından, katkı maddesi kullanmadan, kirli sarı elde edilir.

Soğan kabuğu: Kırmızı soğan kabukları, kırmızıya yakın bir rengin elde edilmesinde kullanılır. İpler, kazanda kaynatılan soğan kabuğunun içine atılarak boyanır. Soğan kabuklarıyla yapılan boyamalarda, sabitleştirici ve parlatıcı maddeler ustaca kullanılmadıkları takdirde, bir veya iki yıl içerisinde renkte solma meydana gelir.

Tırşık bitkisi: Bu bitki iki türden oluşur. Birinci tür, biçeneklerde büyük yapraklı olup yörede “tırşık aga” olarak anılır. Bu bitkinin köklerinden kırmızı renk elde edilir. İkinci tür, küçük yapraklıdır ve kumluk bölgelerde yetişir. “Tırşık a kewan” olarak bilinir. Yöre halkı tarafından da bolca yenerek tüketilen ve tadı ekşi olan bu bitkinin köklerinden turuncuya yakın bir renk elde edilir. Bu bitkilerle yapılan boyamalarda da sabitleştirici maddeler, parlatıcı ve katkı maddeleri kullanılır.

Pung bitkisi: Yabani nane türünde bir bitkidir. Dağlarda ve yaylalarda, özellikle Yüksekova, Başkale, Gürpınar, Çatak ilçeleri kırsalında bol miktarda yetişen pung bitkisinin hem yaşından hem de kurusundan yeşil renk elde edilir. Yine aynı şekilde, bitkinin boyanmasında sabitleştirici iptidai veya fenni katkı maddeleri kullanılır.

Giyareng bitkisi: Hakkari yöresindeki biçeneklerin bir bölümünde bulunan giyareng bitkisinden limon sarısı elde edilir. Bu bitkiye katılan çeşitli bitkilerle kavuniçi rengi elde edilebilir. İndigo ilavesi ile (indigonun ikinci hatta üçüncü suyu ilavesi dahil) yeşilin tonları elde edilebilir. Giyareng boyamasında fenni veya iptidai sabitleştirici ve parlatıcı katkılar kullanılır.

Şiremar bitkisi: Şiremar, Hakkari ve Van kırsalında geniş alanlarda yetişir.Öyle ki, köylerde evlerin hemen yanlarında bile bulunur. Yaşken koparıldığında süt gibi beyaz bir sıvı akıtır. Yörede aynı aileden birçok türü bulunduğu içi, hepsinde elde edilen sarı renk tonları da farklıdır. İndigo suları ile karıştırıldığında yeşilin tonlarını elde etmek mümkündür.

Masijahrk bitkisi: Tıpkı şiremar bitkisi gibi masijahrk da, bu coğrafya kırsalında bol miktarda bulunur. Bazen boyu bir metreyi aşar. Kuruyan gövdesi toplanarak sobalarda, ekmek pişirmek için tandırlarda kullanılır. Masijahrk bitkisinden sarı ve tonları elde edilir. Kadınlar masijahrk ile boyama sırasında katkı maddesi kullanmayı tercih etmezler.

Runas bitkisi (Kök boya – Rubai Peregin L.): Runas bitkisi genellikle vadilerde, güney yamaçlı (güneşli) biçeneklerde, bahçe kenarındaki çitlerin dibinde yetişir. Bu bitkinin kökünden kırmızı renk elde edilir. Runas bol ve uzun köklü bir bitki olduğundan, ywtişkin üç yıllık bir kökten, birkaç kiloya yakın kök elde edilir. Bu kök boyanın verdiği boya miktarı yöreden yöreye hatta köyden köye değişir. Runas kökleri su değirmeninde öğütüldükten sonra bir kapta 3-5 gün bekletilerek kullanıldığında daha çok boyar. Kök boyaya yarısı kadar sumak veya yabani kızılcık (xexık)katıldığında vişne çürüğü rengine yakın bir renk elde edilir. Köklerin boyanmasında sabitleştirici ve parlatıcı katkılar kullanılır.

Şemdinli, Hakkari ve Beytüşşebap’taki birçok yaşlı kadın, kırmızı boyama için kokinalla (koşnil) böcek boya kullandıklarını ve bu böcek boyaların Musul veya Bağdat’tan getirildiğini ancak pahalı olduğu için herkesin bu boyayı kullanamadığını belirtmiştir.

Ceviz kabuğu (Juglans regia – Rıstık a güze): Yaş cevizin en dış kabuğu da boyar madde olarak kullanılır. Cevizin hem kökünden hem de dış kabuğundan yararlanılarak siyah ve kahverengi elde edilir.

Ceviz bitkisinin ince kökleri iyice kesildikten sonra suda kaynatılır. İplik atıldıktan sonra, düşük kaynamada açık kahverengi, tam kaynamada kahverengi, yüksek kaynamada siyah renkleri elde edilir. Ancak yaşlı kadınlarımız, ceviz kabuğu suyunda fazla kaynayarak elde edilen siyah ipliklerin zamanla özelliklerinin bozulup döküldüğünü gözlemlemişlerdir. Bu nedenle ipi ceviz kabuğunda kaynattıktan sonra bareş otunda kaynatarak siyah elde etmeyi tercih ederler.

Sonbaharda en dış kabuğu yeşilken toplanan cevizlerin dış kabukları soyularak kurutulur. Kurutulan bu kabuklardan aynen ceviz kökü gibi kaynatılmak suretiyle kahverenginin tonları ve siyah iplik elde edilir. Bu işte ustalaşanlar siyah rengi elde ettikten sonra arta kalan sudan kahverengi elde edebilirler. Ceviz kökü ve ceviz kabuğu boyamasında sabitleştirme ve parlatma için herhangi iptidai ve fenni katkı maddesi kullanılmaz.

Bareş otu: Tahminen 60 cm. Kadar yükselen bu bitkinin kurutulmuşundan ve yaşından siyah elde edilir. Sabitleştirmek ve parlatmak için boyada iptidai ve fenni katkı maddeleri de kullanılır.

Sumak: Sofralarımızda da kullandığımız sumak bitkisinin işlenmemiş ham meyvesi kök boyasına katıldığında koyulaşmasına neden olur. Sumaktan mora çalan, koyu kırmızı bir renk elde edilir. Bu rengin yörede Şemdinli civarındaki Herki aşireti tarafından çok kullanıldığı bilinmektedir. Sumak, mordan maddesi ve parlatıcı olarak da kullanılır.

Heş (İndigo – Küp boyası / Indigofera Tinctoria): M.Ö. 3000 yıllarından beri boya yapımında kullanılan bu bitkiler Hindistan, Sumatra ve Asya’nın birkaç bölgesinde yetişir. Boyama sırasında topraktan yapılmış bir küp veya emaye kaplar kullanılmalıdır. Bitkinin fermantasyonu sonucu boya elde edilir. İndigo, suda çözülmeyen bir madde olduğundan önce indirgenerek suda çözülecek hale getirilir. Van ve Hakkari yöresinde bu işlem için bazı organik maddeler kullanılır. Yaygın olan yöntemde, tandırın yakınına veya evin kuytu ama sıcak bir yerinde ağzına kadar yere gömülen bir küp içine kız çocuklarının idrarının katılması sonucu mavi ve tonları elde edilir. Diğer yöntem daha karmaşıktır; bu nedenle kendinden emin usta kadınlar tarafından tercih edilir. Buna göre kül suyuna arpa, sarımsak, kına ve indigo eklenerek boyama gerçekleştirilir. İndigo boyaması sırasında, suya batırılan iplikler koyu limon sarısı bir görünüme sahip olur, sudan çıkarılıp hava ile temas etmeye başladıklarında renkleri koyu mavi ve laciverde dönüşür.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Genel Bilgi

HADD, kar amacı gütmeyen, yardım ve destek üretmek üzere kurulmuş bir dernektir. Hedefimiz, Van’da kurduğumuz kilim atölyelerinde yörenin geleneksel dokuma tekniklerini koruyarak kilim üretmek ve bu sayede aileleri ile köyden kente göç etmek zorunda bırakılmış genç kızlara el ve iş becerisi kazandırarak ekonomik ve sosyal gelişmelerine katkı sağlayacak bir platform oluşturmaktır.
%d blogcu bunu beğendi: