PARİS’TE KİLİM SERGİSİ

İsviçreli sanatçı Mai-Thu Perret’in 4 Eylül’de Paris’te açılacak olan “Kilims and Commas” isimli sergisindeki kilimler Van’daki atölyelerimizde dokundu.

https://www.facebook.com/events/447641858752059/

adsız

FOUL-ART

İsviçre’den gelen sanatçı Jörg Niederberger, 20-23 Temmuzda kızlarımıza renk kursu verdi ve “Foul-Art” Projesini başlattı. Bu projede kızlarımız baskı tekniğiyle fular yapmayı öğrendiler ve yaratıcılıklarını kullanarak çok güzel eşarplar yaptılar.
Jörg ve arkadaşlarına çok teşekkür ederiz.

KoEQ2VoOFpx2LxNwOYjii1O4AKX3aK8Sbc-XEVUryFo,ifQtttuozhMgEk_YiMBKm9H70cVWUCUF92MYdaAIPCk6QbM4atGRvTNQPm4c_Z5ffsMYG8vo_Q1vVLWDcpdPE4,bpYz5JCWg_nylqMEHGsJouVmLkE_P5W4pPFsJi3Z1Yg o2F3MCfj7jwOhc4aalaDzsfqjGSwr6vTyTHLo9TG7_c,1Tsww2a-ZQrZdFqWVc2UsSTLN8J443PE35ZN3Fofb_A qUWd-ZheHuWrMQ4D44RYo_suaVT7hEoKX4rNcoXN7XQ,BB12qjmROdAVBWRw32I4yRGEqhZxkWzs-39qrEf5LA0 WM7jVKwdgA1ts5zWF7jOvOMMK2MmOgCOVYRlVE4idnM,qNDotaT0bDCVKAnGOikqJ9IKtdUig6FXCGv24jQ_g5c VYhXYjNp01yOuK9ssdyePQEunXx7tgrFfy5uCbSMC9k,jz8M3KJe652IN7mwrvV8k5tvLEOtJN8gAZowyf9bNOg

25-28 Nisan tarihleri arasında 40 kişilik bir gurup ile Van ve Doğu Beyazıta gittik.

Cumartesi günü Ahtamar adasında kiliseyi gezdik. Mihmandarımız bize güneşin batışında Şarp eşliğinde bir sürpriz hazırlamıştı.

İsviçreli Ressam Jörg Niederberger Atölyelerimizi Ziyaret Etti.

Bu hafta başı Van’a İsviçreli Ressam Jörg Niederberger  (http://www.joergniederberger.ch/ )ve ekibini götürdük (7kişi ). Kendi tasarımlarından bir kolleksiyon yapmayı istiyor. 4 ay önce onun tasarımlarından 2 kilim yapmıştık, çok beğenmiş.

resim1resim2

Artık Atölyelerimizle devamlı çalışmayı arzu ediyor, bu sebeple kendini tanıtmak, bizim artistleri !!! tanımak ve düşüncelerini paylaşmak üzere 3 günlük Van seyhati planladık. Çok iyi hazırlanmışlar, ve önce kendilerini tanıttılar.

resim3

resim4

resim5

Sonra, kızlarımızla birlikte düşüncelerini paylaştılar ve isteklerini belirttiler.

resim6

resim7

resim8

Öncelikle 5 kilim sipariş ettiler, bu yıl içinde 20 kilim yapacağız.

Bu işbirliğinden kızlarımız ve biz çok memnunuz.

Van Belediyesi bize 15 yıl kullanmamız için 4 arazi tahsis etti

Son zamanlarda sizlere yazamadım, çok yoğun geçiyor çalışmalarımız. Biliyorsunuz, Van Belediyesi bize 15 yıl kullanmamız için 4 arazi tahsis etti.

Bu araziler kenar mahallelerde ve tam bizim istediğimiz yerlerde. Arazilerin ikisi üzerine, HacıBekir ve Süphan mahallerinde, prefabrik atölye yapmak için gerekli finansman kaynağını sağladık. Müteahhitlerin seçimini yaptıktan sonra, inşaatlar 25 Eylül tarihinde başladı. İki gün önce Van’daydım, Şantiyelerdeki son durumu ekteki fotoğraflar belirtiyor. İnşaat işlerinin Bayramdan önce bitmesini ve 29 Ekim’den sonra atölyelerin açılmasını sağlamış olacağız.

Depremin 1 yıldönümünde, hasar gören atölyelerimizin yerine iki yenisini yapmış olacağız. Bunların yapımında yardımı geçen herkese kızlarımız çok minnettardır. Çalışmalarımız, bu iki yeni atölyede, çok daha heyecan dolu olarak devam edecektir.

”Aşiret Kavgası” isimli kilim uluslararası arenada !

 

Kızlarımızdan Sacide Akar’ın dokumuş olduğu Aşiret Kavgası (Tribal Conflict) isimli kilim IOM- Uluslararası Göç Örgütünün düzenlediği “Göç Sanatı” yarışması jürisince başka güzel sanatlar eserleri ile beraber Cezair Salonunda sergilenmeye ve İsveç Başkonsolosluğu salonlarında Sotheby’s tarafından yapılacak özel müzayedede satışa sunulmaya değer bulundu. http://gocsanati.wordpress.com/tag/iom-turkey/

Kızlarımızın başarıları gurur veriyor, sizlerle paylaşalım istedik.

 

SACİDE AKAR

İki senedir HADD atölyesinde kilim dokuyan Sacide, Hakkari-Çukurca’nın Narlı köyünden Van’a göçettirilmiş, 8 kişilık ailenin 23 yaşında ilkokul mezunu kızıdır.

Aşiret Kavgası Ref. 1331

Çok karışık keskin renk ve şekiller aşiretlerin şiddetli çatışmalarına, renk ve şekil kaymaları ise gruplar arası kan bağı ve müşterek ilgi alanlarına  işaret ederken, sanatçı aşiretlerin bireylerini iç şekiller ile tanımlamaktadır.

Sayın Sacide Akar

Uluslararası Göç Örgütü’nün (IOM) organize ettiği Göç Sanatı adlı sergiye katıldığınız için teşekkür ederiz.

 

Aşiret Kavgası adı altında geçen veya kayda geçen sanat eseriniz hem sergiye hem de müzayedeye kabul edildiğinin mutlu haberini size iletmek isterim.

 

59 farklı sanatçının çok güzel eserlerini aldık ve hepsinin arasından seçmek çok zor bir iş oldu. Hem sergiye hem de müzayedeye sadece bir azınlığı alabildik.

Bir sonraki işimiz siz ve eseriniz hakkında bilgiler içeren müzayede katalogu hazırlamak olacak. Onu bitirdikten sonra, sizi IOM ofislerine davet edeceğiz.

Sergimiz İstanbul’da, Cezayir Sergi Salonu’nda 2-15 Kasım tarihleri arasında yer alacak. Müzayede ise, İstanbul’da İsveç Başkonsolosluğu salonlarında özel davetlilerle 17 Kasım tarihinde düzenlenecek.

Enver Özkahraman – VAN’dan SANTA FE’ye

 

 

 

 

 

 

Newyork’tan Santa Fe’ye bir uçak değiştirerek 5 saatte ulaştık. Amerika işte, koskoca bir ülke. koca koca ovalar, kocaman ve niye yuvarlak olduğunu anlamadığım yeşil yeşil tarlalar görüyorum. Bizde üç beş ağaçlık bir caddemiz olduğu zaman hemen Dünya’da “eşi benzeri yok”u yapıştırıyoruz. Üç beş dekarlık bir ovamızı Dünya’nın en büyük ovası diye böbürlene böbürlene anlatıyoruz. Amerika’nın bu büyüklüğü 1991 deki bir anımı hatırlatmıştı ki bi anda kendimi gülerken buldum. Seden anlamsız anlamsız yüzüme bakarak;

-“Amca buyur, birşey mi söylediniz” dedi.

– Yook, yok bişey.

– Ama güldünüz.

– Yo yo bir şey demedim. Eski bir anım aklıma geldi, gayri ihtiyari güldüm.

– Nasıl bir anıydı ki öyle içten güldünüz?

– “Anlatayım sende biraz gül”dedim.

1991 yılının ilkbaharıydı Hakkari’de bahçeli bir çayhanede birkaç kişi güneşlenip çay içiyoruz. Bir taraftan da gök yüzündeki Amerika savaş uçaklarını izliyoruz..

Hava soğuk olduğu için arkalarında bıraktıkları beyaz buhar gök yüzünde karmaşık çizgiler oluşturuyor. Amerika uçakları Sümbül dağı ve Çarçela dağları üzerinde turlar atıyor. Sonra akaryakıt tankerine bağlanıyor, yakıtını alıyor ve güneye Irak’a yöneliyor. O sırada bir aşirete mensup, AĞA özentili bir tanıdığımız da yanımıza geldi. Biz Emperyal Amerika’nın Büyüklüğü ve gücünü konuşurken O ağa özentili aşiret mensubu bize sordu;

-Yaho öyle  abartarak anlatıyorsunuz ki (Em …… jî biçin hewara Seddam, pekve nikaribin Amerika.) Neredeyse bizim aşiret de destek için gitsek Saddam’ın safına yine de Amerika ile baş edemeyeceğiz haa.”

– Uçağın penceresinden dışarıyı izlerken bu anım aklıma geldi ve gayri ihtiyarı güldüm dedim.

* * *

Newyork’tan Sante Fe yolculuğumuz için uçakla 2 saatlik bir uçuşla  New York’tan Batılılara layık tertemiz bir hava alanı olan  Mineapolis’de uçak değiştirerek 3 saat sonra Santa Fe ye inebildik. Santa Fe’ye inmeden önce ben de Santa Fe (sanat merkezi kelimesinden başka) hakkında bir bilgiye sahip değildim. Tahmini 100 bin nüfusa sahip bir kent.

Havaalanından otelimize kadar yaklaşık bir saat yol aldık. Büyük bir merakla etrafımı izliyorum.

Tek katlı kızılderili evleri ve kırmızı beyaz benekli atlar. Yolda öğrendim, meğersem “teksas tommiks”in mekanıymış buralar.

Hele hele PEKOSBİLL’in (Pecos)kentine çok yakınmışız. Etraf ormanlık, bodur bodur çamlar var. Ağaçlardan olmazsa kedinizi Özalp, Muradiye, Patnos, Malazgirt, Yüksekova ovasında, Muşta veya Kapadokya’da sanırsınız. Görüntüler bundan 30-40 yıl önceki Van veya Iğdır’ın aynısı. Çatılı ev yok. Daha sonra anladım ki şehrin tarihi dokusunu bozmamak için yüzlerce yıl önceki mimariye sadık kalınmış.

Hepsi bizim  toprak damlı kerpiç evleri andıran yapılar. Şaşkın şaşkın etrafımı izliyorum hala. hani Amerika’dasınız ya, gözlerim hep çok katlı veya ihtişamlı binalar arıyor ama alışveriş merkezlerine  benzer koca koca binalar, çarşılar yok… Ben yüksek yüksek binalara sahip bir şehir göreceğim diye gözlerimi dört açmışken, nihayet bu toprak sıvalı binalardan birinin önünde durdu arabamız “işte oteliniz” dedi şöför kardeşim. Şaşırmıştım çocuklarla birbirimize bakakaldık, dıştan beğenmemiştik oteli. Ama nerden bilelim içinin dış görünümünden çok ama çok farklı olduğunu.

Hani bizde bir deyim var (Dışı kalaylı içi vayvaylı diyoruz)ya.. Santa Fe ve binaları bu deyimin tam tersi. yani  bu durumda “dışı vayvaylı içi kalaylı” demek daha doğru olur.

Devam edecek…

Kızlar için Van ve Hakkari yöresinin sıcak renkli, güllü çiçekli kumaşlı folklorik elbiselerinin temini bizi bi hayli zorlamıştı. Derneğimizin Yönetim Kurulu üyelerinden Şerife hanım sağ olsun bu konuyu Cemil İpekçi’ye iletmiş. Cemil Bey de seve seve Kabul etmiş ve tarifimiz üzerine kızlarımızın elbiselerini hazırlamıştı. Hem de kumaşından tutun ayakkabısına çorabına kadar kendisi kapalı çarşıdan almış ve bizden bunun için bir ücret dahi almamıştı.

Cemil İpekçi’nin Yardımcısı Oya hanım elbiselerin dikişini bitirdikten sonra kızlarımıza giydirerek beğenimize sunuyor.

Santa Fe yolculuğumuza Galatasaray Cezayir sokakta, kızlarımızın giydiği Folklorik elbiselerle start veriyoruz.

Van’dan yola çıkan kızlarımız New Meksiko Eyaletinin Ünlü sanat kenti Santa Fe’nin caddelerinde böyle görüntülendiler.

Santa Fe hava alanına indiğimizde bir gurup genç bizi karşılamış, birer şişe su ve biskuit ikram ettikten sonra çantalarımızdan kolilerimize kadar tüm eşyamızı bize el sürdürtmeden bineceğimiz aracın bagajına koymuşlardı. Organizenin ciddiyetini ilk adımda anlamıştık.

Etkinlik alanına girdiğimiz anda ilk göze çarpan şey isimlerimiz üzerinde yazılı olduğu içme suyu şişeleriydi.

Saat başı bir görevli elinde içme suyu surahisinden davetli sanatçıların boşalan şişelerini dolduruyordu.

Organizasyonda gönüllü olarak görev almış emekli üst düzey bir bürokrat, esnaf veya bir memur belirli zaman aralıklarıyla meyve, pasta, kurabiye ikram ediyordu misafirlerine… Bunları kültür adına yola çıkıp, taziye çadırlarında halay çektirip, yazarlarının ve sanatçılarının altına kırık bir sandalye koymasını düşünemeyen kültürün “K” sinden bi haber olan kültürcülerimize göstermek lazım. Gerçi göstersen de mazeretleri hazır. Nasıl olsa “İmkan ve olanak” kelimelerinin arkasına sığınacaklar. Ama mesela Van Güzelliği ve zenginliği ile Santa Fe’den asla geri kalır değil. Mesele yetenek, kabiliyet, yaratıcılık ve birliktelik meselesi.

Festival boyunca kızlarımızın giydiği sıcak renkli, yöresel elbiselerimiz kadar güler yüzlülükleri de herkesin dikkatini çekmişti. Etkinlik boyunca en çok fotoğraflanan stant bizim standımız olmuştu.

Dünyanın dört bir yanından, her renkten, dilden ve dinden insanların buluştuğu festival alanında herkes kendine has folklorik el sanatlarıyla festival alanını şenlendirmişti. Stantlarda 15 bin dolarlık bir ipek halıdan tutun, 5 dolarlık bir boncuk takıya kadar herşeyi bulabiliyordunuz. Biz de birlikte götürdüğümüz kilim tezgahımızla beraber yöresel kilimlerimizi de sergileyip satma fırsatı bulduk.

Van’ın isimsiz kahramanları!

Van’a el veren, kol uzatan isimsiz kahramanlar da varmış.. Bunlardan biri de, yakın arkadaşım Servet Harunoğlu‘ymuş meğer.. Sevgili, nur içinde yatsın Ercan Arıklı’nın o harika dost gurubunun içindeydi, öyle tanımıştım.
Geçenlerde Ercan’la tanışmamızı ve Erkekçe buluşmasını sağlayan, uzaktan hısım, yakından dost Yusuf Subaşı telefon etti..
“Van yazıp duruyorsun.. Servet’in yaptıklarından haberin var mı” dedi.. “Bir ara, duyduklarına şaşacaksın..”
Aradım da öğrendim, sessiz dostumun sessiz sedasız yaptıklarını..
Ümit Kıvanç‘ın (Halit Ağabey’in oğlu) “Kızlar ve Kökler” adlı belgeselini izlemiş tesadüfen, ordan öğrenmiş Enver Özkahraman’ı.. Van’da çok sevilen bir “Yol, Su, Elektrik” emeklisi.. Terör yüzünden boşaltılan yüzlerce köyün aileleri Van’ın varoşlarına yerleştirilmişler.. İş yok, güç yok, ekmek yok.. Hele kız çocuklarının hali, söylemeye gerek yok, tam facia..
Enver kolları sıvamış.. Van’ın dünyaca ünlü kilimleri var ya, artık yapılmaz olmuş.. Unutulmaya başlamış nerdeyse. Bir atölye kurmuş.. Bu varoşlarda yaşayan köylü kızları toplamış, kilim örmeğe başlamışlar.. Ama bir emeklinin eti ne, budu ne..
Tam “Paydos” demek üzereyken Servet, Ümit’in yazısından olayları öğrenmiş.. Atlamış doğru Van’a.. Enver’le tanışmış.
İşleri büyütmeye başlamışlar. Beş atölye kurup varoş kızlarına hem kilimcilik, hem de çeşitli sosyal dersler verecek organizasyonu gerçekleştirmişler..
Deprem atölyeleri dümdüz edince işler büyük ölçüde aksamış ama, Belediye destek olup, arsa tahsis etmiş. Servet uluslararası kuruluşlardan finans sağlamış. Prefabrik iki atölye kurmayı başarmışlar..
..Ve başarı ödülsüz kalmamış..
Sabancı Vakfı, Enver Özkahraman’ı “Fark Yaratanlar” listesine almış.
Amerika Sante Fe Uluslararası Halk Sanatları Pazarı’nda Türkiye’yi temsil etmek üzere, iki Vanlı varoş kızı seçilmiş ve ürettikleri kilimlerle fuara katılmış, büyük ilgi toplamışlar.
Servet “Benim düşüncem, eğer biz, büyük şehirlerde yaşayan bilge insanlar, oralara gidip, zor hayat şartlarında yaşayan bu insanlara yardımcı olmazsak, Doğu probleminin çözümü çok uzun zaman alabilir. Devlet bir şeyler yapıyor, ancak bizlerin bilgi ve tecrübesine çok ihtiyaç var” dedi.
Doğru dedi.. Doğu sorununu çözersek biz çözeceğiz.. Topyekun, hepimiz!.

www.farkyaratanlar.org
www.folkartmarket.org

 

 

 

 

 

 

Genel Bilgi

HADD, kar amacı gütmeyen, yardım ve destek üretmek üzere kurulmuş bir dernektir. Hedefimiz, Van’da kurduğumuz kilim atölyelerinde yörenin geleneksel dokuma tekniklerini koruyarak kilim üretmek ve bu sayede aileleri ile köyden kente göç etmek zorunda bırakılmış genç kızlara el ve iş becerisi kazandırarak ekonomik ve sosyal gelişmelerine katkı sağlayacak bir platform oluşturmaktır.
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.